Facebook

Twitter

Copyright 2018 AloraNet.
Tüm hakları saklıdır.

(212) 219 19 24

Facebook

Twitter

Arama

Menu

 

COVID-19 (Koronavirüs) Salgınının Sözleşmelere Etkisi

COVID-19 (Koronavirüs) Salgınının Sözleşmelere Etkisi

Aralık 2019’da Çin’de ortaya çıkan ve Mart 2020 itibariyle hemen hemen bütün ülkelerde rastlanmış olan COVID-19 (Korona Virüsü) enfeksiyonu 11 Mart 2020 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü (WHO) (1) nüfusun daha önce maruz kalmadığı bir hastalığın ortaya çıkışı, (2) hastalığa sebep olan etmenin insanlara bulaşması ve tehlikeli bir hastalığa yol açması, (3) hastalığın insanlar arasında kolayca ve devamlı olarak yayılması şartlarının sağlandığı gözetilerek pandemi olarak ilan edilmiştir. Ülkemizde de ilk vaka 12 Mart 2020 tarihi itibariyle açıklanmış ve her geçen gün vaka sayısı hızla artmaktadır.

Bu çalışmanın konusu 11 Mart 2020 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi ilan edilen Korona Virüs enfeksiyonunun genel olarak sözleşmelere etkisinin mücbir (zorlayıcı) sebep ve ifa imkansızlığı kavramı temelinde incelemektir. Salgının özel olarak ayrı ayrı sözleşme türlerine göre diğer yazılarımızda incelenecektir.

1. Mücbir (Zorlayıcı) Sebep

Mücbir sebep, kavramı genel olarak bütün hukuk sistemlerinde özellikle ticari sözleşmelerde yer alan (Force Majure veya Act of God) bir hüküm olarak kullanılmakla birlikte Türk Borçlar Kanunu’nda (“TBK”) açık bir şekilde tanımlanmış değildir. Bu sebeple çerçevesi Yargıtay kararları ile çizilmektedir. Yargıtay’ın en kısa tanımıyla mücbir sebep, sözleşmenin yapıldığı sırada öngörülmesi olanağı bulunmayan umulmadık halin yoğunluk gösteren bir şekli olup yükümlenilen bir borcun yerine getirilmesini engelleyen bir nedendir [1].

Mücbir sebebin varlığının her bir somut olay bakımından ayrı ayrı değerlendirildiği ve özellikle tacirler açısından dar yorumlandığı söylenecekse de genel olarak aşağıdaki şartların gerçekleşip gerçekleşmediği kontrol edilmelidir:

1. Mücbir sebebin önceden tahmin edilememiş bulunması,

2. Borçluya isnat edilmesinin mümkün olmaması,

3. Önlenemeyen, giderilemeyen, yenilemiyen bir nitelik taşıması,

4. Borcun ifasını imkansız hale getirmesi [2].

Bu temel kriterlerin yanı sıra Yargıtay’ın, mücbir sebep oluşturduğu iddia edilen olayın ülke genelinde etkili olup olmadığı[3], benzer hukuki ilişkilere etkisi ve tarafların tacir olup olmadığı[4] gibi kriterleri de değerlendirdiği görülmektedir.

Fakat yine de Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun güncel bir kararında salgın hastalıkların mücbir sebep olarak kabul edilmesi COVID-19 enfeksiyonu salgını açısından da mücbir sebep tartışmalarının temelini oluşturacaktır: “Mücbir sebep, sorumlu veya borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında meydana gelen, genel bir davranış normunun veya borcun ihlâline mutlak ve kaçınılmaz bir şekilde yol açan, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan olağanüstü bir olaydır. Deprem, sel, yangın, salgın hastalık gibi doğal afetler mücbir sebep sayılır.”  [5].

Tarafların sözleşme yaptıkları sırada öngöremedikleri ve sözleşmeyi yaptıktan sonra ortaya çıkmasıyla sözleşmede üstlenilen sorumlulukların yerine getirilmesini veya bir hakkın veya hukuksal imkânın veya yasal bir avantajın kullanılmasını veya talep edilmesini, kısmen veya tamamen, geçici veya daimi surette engelleyen, bu niteliği dolayısıyla sorumluluğu kaldıran veya yerine getirilmesini, süresini ve vadesini geciktiren veya sorumluluğun niteliğini değiştiren, bir hakkın veya hukuksal imkânın veya yasal bir avantajın kullanılmasına ilişkin sürelerin yeniden tanınmasını, sürelerin uzatılmasını veya eski hale iade edilmesini gerekli ve zorunlu kılan hallerde mücbir sebebin varlığının kabulü gerekir. Esasen, mücbir sebeplerin çeşitlerini sözleşmelerde de sınırlayabilmek mümkün değildir ve devamlı değişme ve gelişme halindedir.

Objektif olarak bakıldığında COVID-19 enfeksiyonu salgınının mücbir sebep olarak kabul edilmesi gerekir. Fakat bu tespit tek başına COVD-19 enfeksiyonu salgınının bütün sözleşmeler için mücbir sebep olduğu yorumunda bulunmak için yeterli değildir.

Taraflar aralarındaki sözleşmede mücbir sebep hükmü öngörebilir ve bu hükümde hangi hallerin mücbir sebep olarak kabul edileceğini, sıralanan mücbir sebep hali ortaya çıktığında sözleşmenin akıbetini veya sözleşmede kararlaştırılan yükümlülüklere, sürelere, hak ve borçlara etkisini önceden kararlaştırabilirler. Salgın hastalıkları mücbir sebep hallerine istisna tutabilir veya sıralanan mücbir sebep hallerinde salgın hastalıkları bulundurmayabilir. Türk hukuku açısından sözleşme hukukuna egemen olan “sözleşmeye bağlılık” ilkesi gereği taraflar arasındaki sözleşmede bu yönde bir hükmün olup olmadığı ve varsa öngörülen haliyle sözleşmenin akıbetinin netleştirilmesi gerekir.

Eğer taraflar arasındaki sözleşmede bu yönde bir hüküm öngörülmemişse veya salgın hastalık hali mücbir sebep halleri arasında sıralanmamışsa COVID-19 enfeksiyonu salgınının sözleşmeden doğan borcun yerine getirilmesinin etkin bir şekilde imkansız kılıp kılmadığı yani salgın ile borcun yerine getirilmemesi arasında bir nedensellik bağının bulunduğunun tespiti gerekir. Bu yapılırken sözleşme şartları belirlenirken COVID-19 enfeksiyonu salgınının sözleşmenin yapılmasından önce öngörülmemiş olması veya öngörülmüşse de etkisinin bu denli olabileceğinin tahmin edilmemiş olması, sözleşme taraflarının alabilecekleri her türlü tedbire rağmen COVID-19 enfeksiyonu salgının sözleşmeye etkisinin engellenemeyeceğinin tespiti ile tarafların tedbir alma ve ihmalde bulunmama yükümlülüklerini aşacak nitelikte sözleşmeyi etkileyecek ağırlıkta olmasının kabulü gerekir.

Ortaya çıkan COVID-19 enfeksiyonu salgını dolayısıyla sözleşme taraflarından birinin sözleşmeye bağlı kalması halinde onun durumunu olağanüstü bir şekilde güçleştirdiği ve sözleşmeden kaynaklanan borcun ifasını yerine getirmesi halinde borçlunun iktisadi ve ticari hayatı onun bu faaliyetine eskisi gibi devam etmesine imkan vermeyecek bir şekilde ağır ve yüksek külfetler yüklediği yorumu yapılabilecekse böyle bir duruma düşen taraf için artık borcun artık mücbir sebep olgusunun gerçekleştiğinin kabulü gerekir [6].

Sözleşmeler hukuku açısından COVID-19 enfeksiyonu salgınının hem objektif hem de sübjektif olarak mücbir sebep olduğunun tespiti tek başına yeterli olmayacaktır. Salgın dolayısıyla sözleşmeden kaynaklanan borcunun ifasının imkansız olduğu tespiti yapan taraf için talebini diğer tarafa sözleşmede öngörülen uygun bildirim yöntemiyle iletmek yükümlülüğü de bulunmaktadır. Hatta kimi sözleşmede etkilenen taraftan, mücbir sebebin borcun ifa edilememesine nasıl sebep olduğuna ilişkin tevsik edici belge sunma gibi ilave yükümlülük getirilmiş olabilir, böyle bir halde ilgili belgelerin de diğer tarafa sunulması gerekir.

2.İfa İmkansızlığı ve Aşırı İfa Güçlüğü

Yukarıda da bahsedildiği üzere Türk sözleşmeler hukukuna egemen olan ilke Pacta Sun Servanda yani sözleşmeye bağlılıktır. Şartlar, taraflardan biri, özellikle borçlu için sonradan ağırlaşmış olsa dahi sözleşmeden kaynaklanan borç ifa edilmeli, sözleşmede taraflara yüklenilen edimler yerine getirilmelidir.

Kökleri Roma Hukukunda bulunan bu kuralın mutlak olarak uygulanması, bazı durumlarda sonuç itibariyle hakkaniyet kurallarına ve adalet ilkelerine aykırı olabilir. Her ne kadar taraflar karşılıklı menfaatlerini gözeterek sözleşmedeki hak ve yükümlülükleri kabul etmiş olsalar dahi sözleşmeler temel olarak durumun değişmeyeceği öngörü ve şartı altında yapılmaktadır. İşte tam da burada “öngörülemezlik teorisi” denilen Pacta Sun Servanda prensibine sıkı sıkıya bağlı kalındığında ortaya çıkan adalet ve hakkaniyet ilkelerine aykırı sonuçların ortadan kaldırılması yoluna başvurulacaktır.

Yasada düzenlenen haliyle borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer. Fakat borçlunun ifanın imkansızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmesi ve zararın artmaması için gerekli önlemleri alması zorunludur [7]. Borcun ifasının imkânsızlaşmasına neden olan durum veya şartların tarafların kontrolü dışında gelişip gelişmediği belirlenmesi gereken ifa imkansızlığının tespitinin esasıdır [8].

Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirdiği takdirde ise “aşırı ifa güçlüğü” gündeme gelmektedir [9]. İfa imkansızlığından farklı olarak, borçlu yönünden, edimin yerine getirilmesinin aşırı ölçüde güçleşmesi durumunda ifa imkansızlığında olduğu gibi borç kendiliğinden (ipsojure) sona ermemektedir. Bu sebeple aşırı ifa güçlüğü hallerinin ifa imkansızlığına dahil edilmemesi gerektiği, zira imkansızlık halinin borç ilişkisini, kendiliğinden (ipsojure) sona erdirirken ya hep ya hiç diyerek, sözleşmenin yeni durumlara uydurulmasına imkan vermeyeceği bilimse alanda da ifade edilmektedir [10].

COVID-19 enfeksiyonu salgını açısından sözleşmeler hukuku açısından mücbir sebep olduğu tespiti yapıldıktan sonra ifayı imkansız kılarak borcu sona mı erdirdiği yoksa borçlu için edimin ifasını esaslı bir şekilde güçleştirip güçleştirmediğinin de ayrıca tespiti gerekir. Çünkü yasada da düzenlenen haliyle iki kurum her ne kadar birbirine karıştırılsa da hukuki sonuçları farklıdır.

Sözleşmenin parasal koşullarını, edim ve karşı edim arasındaki oranı; esaslı suretle sarsan olağanüstü olaylara, beklenilmeyen olaylar ve bu durumların, hukukî hükümlerini düzenleyen sisteme de “Beklenilmeyen Haller Hukuku” denir [11]. Genel olarak da beklenilmeyen hallerin, borcun yerine getirilmesini esaslıca güçleştirdiği ve aşırı ifa güçlüğü kapsamında sözleşmenin uyarlanması gerektiği kabul edilmektedir. Çünkü beklenmeyen halin gerçekleşmesi durumunda edimin ifası, alacaklıya sağlayacağı yararlar ile ölçülemeyecek derecede ve iyi niyetle bağdaşamayacak şekilde borçlu için çok ağır bir yüke katlanmayı gerektirmektedir [12]. Yani borç ifa edilebilir, ifası imkansız değildir fakat ifa edilmesi borçluya adalet ve hakkaniyet ile bağdaşmayacak şekilde aşırı bir yük yükleyecektir.

3. Uyarlama Talep Etme

COVID-19 enfeksiyonu salgınının sözleşme koşullarına uymayı aşırı ölçüde güçleştirdiği yani tarafların sözleşme edimini sözleşmede kararlaştırıldığı haliyle yerine getirmelerini beklenemeyecek bir duruma getirdiği yorumu yapılabiliyorsa, adalet ve hakkaniyet ilkeleri ile dürüstlük kuralı göz önüne alınarak sözleşme yeni duruma uyarlanmalıdır.

Yasa her ne kadar bu uyarlamanın yapılabilmesi için borçlunun borcunu henüz ifa etmemiş olması veya borcun ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan hakların saklı tutularak ifa edilmiş olmasını aramakta ve uyarlamayı hakimin yapması gerektiğini hüküm altına almışsa da sözleşme özgürlüğü prensibi gereği tarafların salgın nedeniyle sözleşmenin yeni koşullara kendi iradeleri ile uyarlanmasını sağlayabileceklerinin de altını çizmek gerekir. Tarafların değişen durum ve koşullar sonucu bozulan ekonomik dengenin objektif olarak yeniden dengelenmesinde bir çözümde anlaşması durumunda buna saygı duyulması gerekir.

 4. Sözleşmenin Feshi

Sözleşmenin COVID-19 enfeksiyonu salgının yarattığı yeni koşullara uyarlaması mümkün olmadığı takdirde borçlu sözleşmeden dönebileceği gibi, sürekli edimli sözleşmelerde fesih hakkını kullanabilecektir.

KAYNAKLAR:

[1] Y. 13. HD., E. 2009/9255 – 2010/1706 K., T. 15.02.2010

[2] Y. 11. HD., E. 1976/5406 – 5406 K., T. 16.12.1976

[3] Y. 11. HD., E. 2014/8068 – 16238 K., T. 23.10.2014

[4] Y. 11. HD., E. 2012/8860 – 2014/745 K., T. 14.1.2014

[5] YHGK E.2017/11-90 – 2018/1259 K., T. 27.06.2018

[6] Andreas Van Turhr, Borçlar Hukuku 2. Cilt, CEVAT Edege tercümesi İstanbul 1953, s. 692;  Prof. Dr. Selahattin Sulhi Tekinay, Borçlar Hukuku 3. Bası, İstanbul 1974, ss. 763 – 765; Prof. Dr. Kenan Tunçomağ, Borçlar Hukuku, Genel Hükümler 1. Cilt, İstanbul 1972, ss. 482 – 484; Osen – Schönenberger, Borçlar Hukuku, Dr. Recai Seçkin tercümesi Ankara 1947, s. 844

[7] Türk Borçlar Kanunu 136. Madde.

[8] Y. 3. HD E.2013/10595 – 12801 K. T. 17.09.2013

[9] Türk Borçlar Kanunu 138. Madde.

[10] M. Dural, Borçlunun Sorumlu Olmadığı Sonraki İmkansızlık, İstanbul, 1976 s. 38.

[11] A.P. Gözübüyük; Hukukî Mesuliyet Bakımından Mücbir Sebepler ve Beklenmeyen Haller, Ankara 195, s. 125.

[12] F.N. Feyzioğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler 2. Cilt, 2. Bası İstanbul 1977, s. 173.