Facebook

Twitter

Copyright 2018 AloraNet.
Tüm hakları saklıdır.

(212) 219 19 24

Facebook

Twitter

Arama

Menu

 

Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması

Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması

Otuz ve daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinin en az 6 aydan beri çalıştırılan işçilerin belirsiz süreli iş sözleşmelerine son verilmesinde işveren feshi geçerli sebebe dayanmak zorundadır. Bunlar, işçinin yeterliliği, davranışları veya işletmenin, işyerinin veya işin gerekleridir.

TOPLU İŞÇİ ÇIKARTMA (İş Kanunu m.29)

Tanım: Ekonomik, teknolojik, yapısal ve benzeri işletmenin, işyerinin ve işin gerekleri sonucu 30 günlük süre içinde yapılan toplu fesih işlemidir.

Nedenleri:

  1. İşyeri dışından kaynaklanan nedenler
  • Satış olanaklarının azalması
  • Talep ve siparişin azalması
  • Enerji sıkıntısı gibi zorlayıcı bir nedenin olması
  • Ekonomik kriz
  • Piyasada genel durgunluk
  • Yurt içi ve yurt dışında Pazar kaybedilmesi
  • Hammadde sıkıntısı
  1. İşyerinden kaynaklanan nedenler
  • Yeni çalışma yöntemlerinin uygulanması
  • İşyerinin veya bazı işlerin daraltılması
  • Yeni teknolojini uygulanması
  • Bazı iş türlerinin başka firmalara yaptırılması
  • Yapısal değişikliklerin uygulanması

Çıkartılan isçi sayısının aşmış olması gereken tutarlar:

Toplu işten çıkartma için çalışan sayısı

  • 20 ile 100 işçi arasında ise en az 10 işçi
  • 101 ile 300 arasında ise en az %10 oranında işçinin
  • 301 ve daha fazla ise en az 30 işçinin

çıkartılması gerekir.

İzlenecek Prosedür:

İşverenin toplu işçi çıkartma isteğini, 30 gün önceden göndereceği bir yazı ile Çalışma Bölge Müdürlüğüne ve Türkiye İşçi Kurumuna bildirmesi gerekmektedir. Eğer işyerinde sendikal örgütlenme var ise işçi temsilciliğine de bildirilmesini zorunludur. Bu bildirimler ile toplu fesih kararının öncelikle gözden geçirilmesi, fesihten kaçınmanın olanaklı olup olmadığını araştırılması mümkün kılınmıştır.

İşçi temsilciliğine, Çalışma Bölge Müdürlüğüne, Türkiye İşçi Kurumuna yapılacak bildirimlerde, işçi çıkarmanın nedenleri, bundan etkilenecek işçi sayısı ve grupları ile işe son verme işlemlerini hangi zaman diliminde gerçekleştirileceğine dair bilgiler bulunacaktır.

 

Fesih bildirimi, Çalışma Bölge Müdürlüğüne bildirilmesinden 30 gün sonra hüküm ifade eder. İşveren 30 gün sonunda işçilere bildirim sürelerine ilişkin ücretlerini peşin ödeyerek sözleşmelerine son verebilir.

Toplu işçi çıkarma prosedürüne aykırı hareket edilerek gerekli bildirimlerin yapılmamasının cezası, her işçi başına 485-TL (2013 yılı için belirlenen miktar) para cezasıdır.

İşçilerin dava açarak, toplu işten çıkarmanın işyerinden kaynaklanan sebeplere dayanmadığı iddiası ile işe iade kararı aldırmaları mümkündür. Zira işveren maddede açıkça belirtildiği gibi, toplu işçi çıkarma hükümlerini iş güvencesi hükümlerini engellemek amacıyla kullanamaz.

İşveren toplu işçi çıkarmanın kesinleşmesinden itibaren altı ay içinde aynı nitelikteki iş için yeniden işçi almak istediği takdirde, nitelikleri uygun olanları tercihen işe çağırması gerekmektedir.

Mart, 2013

Bilindiği üzere tüzel kişilik müessesesi, yasalarda öngörülmüş bazı istisnalar dışında, o tüzel kişiliği oluşturan kişilere de “sınırlı sorumluluk ilkesi” veya “sınırlı sorumluluk kalkanı” sayesinde bir koruma sağlamaktadır. Ancak uygulamada, sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü yükümlülükler ile borçlardan ve sorumluluklardan kurtulmak için tüzel kişiliğin bir araç olarak kötüye kullanıldığı, bir başka anlatımla hukuk normlarının amaçları dışında kullanıldığı, kişilerin tüzel kişilik perdesinin arkasına sığındığı görülmektedir.[1] Bunun önüne geçilmesi amacıyla da “tüzel kişilik perdesinin kaldırılması” teorisi geliştirilmiştir.

  1. TÜZEL KİŞİLERDE SINIRLI SORUMLULUK VE MAL AYRILIĞI İLKESİNİN UYGULANMASI
  2. Sınırlı Sorumluluk İlkesi ve Mal Ayrılığı:

Tüzel kişiler süreklilik arz eden ortak bir amacı gerçekleştirebilmek için ortaklarından ayrı ve bağımsız bir kişiliğe sahip olduğundan, malvarlıkları da ortaklarının malvarlığından ayrıdır. Ayrı bir mal varlığına sahip olmanın sonucu, sınırlı sorumluluk ilkesinde kendini göstermektedir. MK m. 50/II.’nde yer alan “Organın herhangi bir fiilinin tüzel kişiliği ilzam edeceği” yönündeki hüküm gereğince; organın, borca aykırı davranışından tüzel kişilik kendi malvarlığı ile sınırlı olarak sorumludur.

Sermaye ortaklıklarında, ortaklık malvarlığının sahibi tüzel kişidir. Bu nedenle, ortaklığın alacaklılarına karşı sadece ortaklığın sorumlu olacağına dair sınırlı sorumluluk ilkesi kabul edilmiştir. Buna göre ortaklar kural olarak, taahhüt ettikleri sermaye payını ortaklığa ödedikleri oranda ortaklık borçlarından dolayı sorumlulukları söz konusu olmayacaktır.

  1. Sınırlı Sorumluluk İlkesinin Temelinde Yatan Düşünceler:

Sınırlı sorumluluk ilkesinin tanınmasının temelinde iki düşünce yatmaktadır.

  1. Kural olarak sermaye ortaklıkları organları aracılığıyla faaliyetlerini yürüten bağımsız tüzel kişilerdir. Bu nedenle, tüzel kişiler ile alacaklıları arasındaki ilişkiler doğrudan, üçüncü kişi durumunda olan pay sahiplerine isnat edilemez.
  2. Kural olarak pay sahibinin ortaklığın yönetimi ile hukuken ilgili olmamasıdır.
  3. Sınırlı Sorumluluk İlkesi Üç Ayrı İlişki Ve Durumda Varlığını Göstermektedir:
    • Pay sahibinin anonim ortaklığa karşı tek bir borcunun bulunması: Pay sahibinin anonim ortaklığa karşı tek bir borcu bulunmakta olup, bu ise koymayı taahhüt ettiği sermaye paylarının bedellerini ifa ile son bulan sermaye borcudur.
  • Pay sahiplerinin ortaklık alacaklılarına karşı sorumlu olmaması: Pay sahibinin ortaklıkla ilgili sorumluluğu sadece koymayı taahhüt ettiği sermaye ile sınırlıdır. Bu borç dışında pay sahiplerinin, ortaklığın alacaklılarına karşı hiçbir borcu bulunmamakta ve pay sahipleri ortaklığın borçlarından sorumlu olmamaktadırlar.
  • Ortaklık borçlarından dolayı sadece ortaklık malvarlığının sorumlu olması: Ortaklık alacaklıları, alacaklarının tahsili için üyelerin mal varlığına müracaat hakkına sahip olmayıp sadece ortaklığın malvarlığına gidebilirler.
  1. Sınırlı Sorumluluk İlkesi Karşısında Alacaklıların Korunması:

Hem gerçek ve hem de tüzel kişiler açısından borçlarından dolayı sadece ortaklığın malvarlığı cebri icra takibine konu edilebileceği ilkesi geçerlidir. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi sınırlı sorumluluk ilkesinin kötüye kullanıldığı hallere özgü istisnai bir uygulamayı ifade etmektedir.

III. TÜZEL KİŞİLİK PERDESİNİN KALDIRILMASI VE DÜRÜSTLÜK KURALI

TMK 2/1 maddesi uyarınca herkes hukuki haklarını kullanırken ve borçlarını öderken dürüst davranmakla yükümlüdür.

Tüzel kişiler kendisini oluşturan gerçek kişilerden mutlak olarak ayrı ve bağımsız bir hukuk süjesidir ve bu nedenle ayrı bir malvarlığına sahiptir. Şahıs ve mal ayrılığı ilkesi uyarınca tüzel kişiliği oluşturan üye ve ortaklar tüzel kişinin borçlarından dolayı sorumlu değildirler.

Ana kural bu olmakla birlikte, tüzel kişiliği oluşturanlar bazı yükümlülüklerinden kurtulmak ya da hukuken geçerli bulunmayan sonuçlara ulaşabilmek amacıyla bu durumu kötüye kullanabilmektedirler. Doktrinde kabul edilen tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi ile tüzel kişilik kurumunun kötüye kullanılması karşısında belli şartların varlığı koşulu ile istisnaen tüzel kişinin kendisinin göz ardı edilerek üyelerinin dikkate alınması söz konusudur. Bu teori uyarınca üçüncü kişiler, tüzel kişilerin ortaklarının veya üyelerinin mal varlığına başvurabilecek ve sorumluluklarına gidebilecektir. Üyelerin sorumluluklarının bulunduğu hallerde örneğin üyenin borcundan dolayı tüzel kişiliğe gidilememesinde de teori uygulama alanı bulmaktadır.

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ile tüzel kişiliğe hukuken tanınan kişilik tamamen ortadan kaldırılmamaktadır. Somut olay yönünden hukuka aykırı sonuçların ortadan kaldırılması için perde aralanmakta, ancak tüzel kişiliğe genel olarak ve tamamen dokunulmamaktadır. Teorinin uygulanması sonucunda sadece somut olaya özgü olarak istisnaen tüzel kişi ile üyeleri arasındaki mutlak olan şahıs ve mal ayrılığı ilkesi uygulanmamaktadır.

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması sonucunda sorumlu kılma halinde başka bir hukuki sorumluluk sebebi bulunmamakta ve sorumluluk, sadece tüzel kişinin arkasında yer alan kişinin üyelik, (örneğin anonim ortaklıklarda pay sahibinin) sıfatından doğmaktadır. Ancak ortak, tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasına ilişkin mantık zincirinin tam aksinden hareketle tüzel kişiliğin zararından dolayı “kendi zararının” oluştuğunu iddia ederek, yansıma yoluyla kendi adına ve hesabına zararın tazminini talep edemez.

Bugün tüm hukukçuların üstünde birleşerek kabul ettikleri husus; TMK 2 maddesine dayandırılan teorinin uygulamasının çok istisnai olması gerektiği, uygulanacak bir kanun hükmü ya da başka bir hukuki dayanak bulunmakta ise teoriye başvurulmamasıdır. Bu çıkarım, TMK’ nun 2. maddesinin uygulanmasına ilişkin “karşılaşılan hukuki sorunun çözümünde ancak uygulanacak kanun hükmünün bulunmaması halinde bu maddenin uygulanabileceğine dair kuralın bir sonucudur.

  1. TÜZEL KİŞİLİK PERDESİNİN KALDIRILMASI İLE SORUMLU KILMANIN HUKUKİ NİTELİĞİ:

Sınırlı sorumluluk ilkesi gereğince, tüzel kişinin alacaklılarının önce tüzel kişiye başvurulması zorunluluğu vardır. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak ortaklık alacaklılarına karşı ortakların sorumlu kılınması istisnai bir durum olduğu için ancak tüzel kişiden tahsil edilemeyen alacaklar yönünden teorinin uygulanması söz konusu olabilecektir.

  • Tüzel kişiliğin arkasına saklanılarak kanundan veya sözleşmeden sorumluluktan kurtulma veya bir hak elde etme amaçları genellikle birbiriyle bağlantılı olan birçok hukuk alanında karşılaşılabilen bir durumdur. Tüzel kişilik perdesi genellikle sorumluluğun bulunduğu ve üçüncü kişilerin tüzel kişilerle veya üyeleri ile ilişkilerinden dolayı zarar görmeleri sonucunu doğuran hallerde kötüye kullanılmaktadır.
  • Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ile ilgili teorilerin üzerinde ittifakla birleştiği husus eğer olayda uygulanacak bir kanun hükmü bulunmakta ise teorinin uygulanma alanının bulunmadığı yönündedir.
  • Bu nedenle karşılaşılan her somut olayın çözümünde bu konuda bir kanuni düzenlemenin yapılıp yapılmadığı araştırılacaktır. Eğer kanuni düzenleme yapılmış ise tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi değil o hüküm maddi olayın çözümünde doğrudan uygulanacaktır.
  • Hâkim öncelikle kanun hükmünün uygulanma koşullarının olayda gerçekleşip gerçekleşmediğini inceleyecek, gerçekleşmediği kanaatine varılırsa genel kanunlar incelenecek ve uygulanacak herhangi bir hüküm yada sözleşmeye dayalı hukuki bir sebebin bulunmaması halinde teorinin belirlediği tüzel kişilik perdesinin kaldırılması hallerinden birinin bulunup bulunmadığını inceleyecektir. Hakim tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektiren kanunun önceden öngörmediği, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olan bir durum var ise teoriyi uygulayarak sorunu çözümleyecektir.
  1. TÜZEL KİŞİLİK PERDESİNİN KALDIRILMASI HALLERİ:
  2. Tüzel Kişilik Perdesini Kaldırılarak Tüzel Kişi ve Üyelerini Özdeş Kılma:

Tüzel kişiliğin kendisini oluşturan kişilerden ayrı ve bağımsız bir varlık olması kuralı; ortağın fiil ve işlemleri ile üçüncü kişilere karşı kendisi ile tüzel kişilik arasında sanki bir ayrım yokmuş gibi davrandığı hallerde uygulanmayabilir. Bu durumda üyelere ilişkin hukuken önem taşıyan bazı konu ve olaylar doğrudan tüzel kişiliğe izafe edilebilmektedir. Ayrıca doğrudan ve sadece tüzel kişi ile ilgili bazı konu ve olayların belirli hallerde ayrı birer kişiliği bulunan üyelerine izafe edilmesi de mümkün olabilmektedir. Yine iki ayrı tüzel kişinin arasında da kişiler arası özdeşlik oluşmuş olduğundan bu iki tüzel kişiyi tek bir tüzel kişilik olarak kabul ederek sorumluluklarına karar verilebilir.

1.1. Vasıflar, Bilgi Sahibi Olma ve Filler Açısından Özdeş Kılma:

Tüzel kişiliğin üyelerinin bağımsızlık ilkesi gereğince üçüncü kişi olarak kabul edilmesine ilişkin genel kuralın, üyeleri ile irade oluşumu ve çıkar alanları açısından sıkı bir bağlantı içinde bulunan ya da içi içe geçmiş durumda olan tüzel kişilerde geçerli olmadığı kabul edilmektedir. Burada sadece üyelerin vasıflarının, bilgi sahibi olup olmadıklarının ve fiillerinin tüzel kişiye izafe edilmesi değil, aynı şekilde tüzel kişiye ilişkin bu durumların üyelere de izafe edilebileceği kabul edilmektedir.

  1. Vasıflar:

Tüzel kişiliğin veya üyesinin vasıfları nedeniyle üçüncü kişide güven uyandırılarak akdedilen bir sözleşmede; güven unsurunu taşıyan tüzel kişi ya da üye sözleşmeyi taraf olarak imzalamadığı hallerde tüzel kişilik perdesinin kötüye kullanılması söz konusudur. Bu halde tarafta esaslı hata nedeni ile sözleşmenin iptali de istenebileceği gibi tüzel kişilik perdesi kaldırılarak üçüncü kişinin sözleşmeyi akdetmesine neden olan vasıflara sahip tüzel kişi ya da üyenin sorumluluğunun kabul edilmesi yoluna da başvurulabilir.

Tüzel kişinin üyelerinin, hukuki uyuşmazlığın çözümünde öneme sahip olan bir durumu bilmeleri veya bilmelerinin gerektiği hallerde tüzel kişiliğin yaptığı işlemler üyelere izafe edilebilir. Tüzel kişilik tarafından akdedilen bir sözleşmede hukuki olarak maddi olayın çözümü iyi niyetin ya da kötü niyetin var olup olmadığının araştırılmasına dayanıyorsa, üyelerin konu hakkında bilgi sahibi olmalarının tüzel kişiliğe isnat edilmesi sureti ile işlemin geçerliliği incelenirken üyelerin iradeleri dikkate alınabilir. Buradaki iyi niyet tüzel kişi ile üçüncü şahıslar arasında yapılan işlemlere ilişkindir.

  1. Olumlu ve Olumsuz Fiiller:

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ile bir ortaklığın tüm ortaklarının ya da idareye hâkim olacak derecede paya sahip hakim ortağının olumlu veya olumsuz fiilleri tüzel kişiliğe izafe edilerek, onun tarafından yapılmış sayılabilir. Ortaklık ile sözleşme yapan bir kişi, tek ortağın veya hâkim ortağının hileli davranışları sonucunda hataya düşürülmüş ise, burada ortak üçüncü bir kişi olarak kabul edilemez ve ortağın fiilleri ortaklığa izafe edilerek doğrudan ortaklığın hilesinin söz konusu olduğu kabul edilebilir. Ortaklık ile üçüncü kişi arasında yapılan şarta bağlı sözleşmede; şartın gerçekleşmesine tüzel kişiliğin kendisi değil de tek ortak, hâkim ortak ya da diğer tüm ortaklar birlikte engel olmuşsa tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ile söz konusu fiil ortaklığa izafe edilir.

  1. Sözleşmelerin ve Kanun Hükümlerin Uygulanması Hali İçin Özdeş Kılma:

Hukuk düzenince tanınan tüzel kişiliğin ve üyelerinin birbirinden, bağımsız bir kişiliği ve malvarlığının bulunmasını ifade eden ayrılık ilkesinin kötüye kullanılması sonucunda, hukuken kabul edilemez sonuçların ortadan kaldırılması için istisnai olarak ortaklıkların özdeş kılınması kabul edilmektedir.

  1. Sözleşmelerin Uygulanması Açışından:

Bir sözleşmenin anlamına ve amacına uygun bir şekilde yorumlanabilmesini teminen, sözleşmeye taraf olanların yanında, sözleşmenin taraflarının ekonomik olarak özdeş oldukları diğer kişilerin de dikkate alınması, yani tüzel kişilik perdesinin kaldırılması gerekebilir. Sözleşmenin amacının tam anlamıyla gerçekleştirilebilmesi için, teori uygulanması tüzel kişi ile tek ortağın veya hâkim ortağın somut olayda hukuken tek bir kişi olarak kabul edilmesi sonucunu doğurabilir. Ortaklığın sözleşmenin akdedilmesinden daha önce veya sonra kurulmuş olmasının da bir önemi bulunmamaktadır.

Somut bir olayda tüzel kişiliğin bağımsızlığı ve dolayısıyla ayrı bir kişiliğinin olduğunun ileri sürülmesi, tüzel kişi veya üyeleri için aleyhe sonuçlar doğuracak bir hukuk kuralının uygulanmasını engellemek amacıyla, kanunun arkasına dolanılarak gerçekleştirilmekte ve bir hakkın kötüye kullanılması halini oluşturmakta ise, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi olaya uygulanabilecektir. Bu halde tüzel kişiliğin bağımsızlığı sınırlanarak, tüzel kişi ve üyeleri özdeş kabul edilebilecektir.

6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu’nun 236. Ve 237. maddesine[2] göre kolektif ortaklıklarda, ortağın alacaklılarına karşı birinci derecede ortaklığın sorumluluğu yanında ikinci derecede ortakların sorumlu olacağı düzenlenmiştir. Bu hüküm ile tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasına ilişkin bir durumun varlığı kanunen kabul edilmiş bulunmaktadır. Bu madde uyarınca ortaklık alacaklıları ortağın şahsi mal varlığı üzerine ihtiyat haciz koyabilmektedir. Ancak ortaklığa karşı yapılan takibin semeresiz kalması halinde veya kolektif ortaklık sona erer ise ortaklar hakkında da takip yapılabilmektedir.

Bir hukuk kuralının hak sahiplerine tanımış olduğu menfaatlerden yararlanmak amacıyla tüzel kişiliğin kullanıldığı hallerde de özdeşlik nedeniyle tüzel kişilik perdesinin kaldırılması kabul edilebilir.

Holding olarak kurulmuş bulunan bir ortaklık, kanuna hile ile başka (yavru) ortaklıklar kurarak, bu ortaklıklar üzerinden holdingin hisselerini devralmış ise bu durumda holdingin kendi hisselerini m. 379’da[3] düzenlenen yasağa aykırı olarak iktisap ettiği

kabul edilebilecektir. Ancak birçok yazara göre holding ortaklığın paylarının, yavru ortaklık tarafından satın alınması sonucunda oluşan karşılıklı katılmalarda, somut olayın incelenerek bir sonuca varılması ve m.379’un her durumda koşulsuz şartsız uygulanmaması gerektiği belirtmektedir. Karşılıklı katılan ortaklıklar arasında bir hakimiyet ilişkisinin varlığının TTK 329. maddenin uygulanıp uygulamaması konusunda etkin olacağı ve katılmanın amacı ve şatları da dikkate alınarak bir değerlendirme yapılması gerektiği ifade edilmektedir.[4]Buna göre, yavru ortaklığın holdingin paylarını satın almasının, gerçekte ana ortaklık tarafından kendi hisselerinin satın alınması olarak kabul edilebileceği hallerde tüzel kişiliğin perdesi kaldırılarak; yavru ortaklığın bağımsızlığı kuralı dikkate alınmamaktadır. Burada TTK m. 379 uygulanarak ana ortaklığın yavru ortaklık ile aynı kişiymiş gibi kabul edilmesine sebep olan, ana ortaklığın yavru ortaklık üzerinde hâkimiyetinin bulunmasıdır.

  • Tüzel Kişilik Perdesini Kaldırarak Sorumlu Kılma:
  1. Sorumlu Kılınacak Kişiler Açısından: a. Üyeler Açısından:

Kural olarak tüzel kişiliğin alacaklıları üyelerinin malvarlığına başvuramaz. Tüzel kişi, alacaklılarına karşı sadece karşı kendi malvarlığı ile sorumludur. Tüzel Kişinin bir borcunda veya yükümlülüğünden dolayı sorumluluk alanının tüzel kişiliğin üyelerini de içine alacak şekilde genişletilmesi halinde üyeler yönünden tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak sorumlu kılınması hali söz konusudur. Ancak bu halde tüzel kişi ile üyeleri arasındaki mal ayrılığı genel olarak ve tamamen ortadan kaldırılmamakta, tüzel kişilik yapısı korunarak sadece somut olaya özgü bir şekilde ayrılık ilkesinin uygulanmaksızın tüzel kişinin üyelerine gidilebilmektedir. Anonim ortaklıklarda geçerli bulunan “üyelerin sorumluluklarının koymayı taahhüt etmiş oldukları sermaye payı ile sınırlı olduğu” kuralı uygulanmamakta ve tüzel kişinin alacaklılarına, alacakları oranında tüzel kişiliğin üyelerinin şahsi mal varlıklarına müracaat edebilme olanağı tanınmaktadır[5]. Üyelerin, tüzel kişi ile bağlantılı olan borç ve yükümlülükleri, doğrudan üçüncü şahıslar ile aralarındaki bir hukuki işleme dayanmakta ise “perdeyi kaldırarak sorumlu kılma” yoluna gidilmesine gerek bulunmamaktadır. Ayrı bir hukuki sebep nedeniyle üyeler tüzel kişinin borç ve yükümlülüklerinden sorumlu ise tüzel kişinin bağımsız yapısına dokunulmamaktadır.

Tüzel kişi açısından ise üyesi ile arasındaki perdenin kaldırılarak sorumluluğa gidilmesi, yani üyelerin, kanuna karşı hile teşkil eden işlem ve eylemlerinden dolayı şahsi borçları için doğrudan tüzel kişinin mal varlığına müracaat edilebilmesidir. Buna “ters yönden perdeyi kaldırarak sorumlu kılma” denilmektedir. “Perdenin kaldırarak sorumlu kılma” ile “perdenin kaldırarak özdeş kılma sonucu üyeye ait borcun tüzel kişiyi de bağlaması hali” arasında farklılıklar bulunmaktadır. Perdenin kaldırılarak sorumlu kılma, üçüncü kişilerin, üyelerden olan alacaklarını tüzel kişinin malvarlığına müracaat ederek tahsil edebilmesi iken, özdeş kılma halinde, üçüncü kişilerin üyelerden olan hak ve alacaklarından tüzel kişiliğin de sorumlu olması olarak ifade edilmektedir. Ancak

bu sorumluluğun ikinci derecede olduğu ve borca aykırılık halinde tazminat davasının, ortaklığın amacının devamlılığını korumak için, ortaklığın kendi alacaklarını korumanın asıl olması ve bu nedenle davanın öncelikle asıl borçluya karşı açılması gerektiği ileri sürülmektedir.

  1. Kardeş Ortaklıklar Açısından (Çapraz Olarak Tüzel Kişilik Perdesini Kaldırma):

Kardeş ortaklıklar ile kastedilen, ana ortaklık ile ona bağlı olan yavru ortaklıkların arasında zincirleme bir şekilde kurulan tüzel kişilik perdesidir. Bu halde sorumluluk bağının kurulabilmesi için perdenin hem “doğrudan kaldırması” hem de “tersine kaldırması” söz konusu olmakta ve bu hale çapraz olarak tüzel kişilik perdesinin kaldırılması denilmektedir. Diğer bir ifadeyle zincirleme bir şekilde oluşan yapıların söz konusu olması halinde önce yavru ortaklığa ilişkin olan bir durumdan dolayı tüzel kişilik perdesi kaldırılmaktadır. Böylece önce ana ortaklık devreye sokulmakta, sonrasında da bu ana ortaklıkla grup içerisinde yer alan diğer bir yavru ortaklık arasındaki tüzel kişilik perdesinin kaldırılması sonucunda grup içerisinde yer alan diğer yavru ortaklıklara ulaşılmaktadır.

  1. Birden Fazla Kez Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması:

Dolaylı pay sahipliği kavramı mevzuatımızda kabul edilmiş olup, dolaylı pay sahipliğinin veya dolaylı kontrolün tespitini gerektiren hallerde tüzel kişilik perdesinin birden fazla kez kaldırılmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Bu durum, bir grup şirketler topluluğu içinde yer alan ve iktisadi olarak özdeş olan çeşitli gerçek ve tüzel kişiler arasında tüzel kişilik perdesinin kaldırılması gereken hallerde söz konusu olabilir. “Katmerli olarak tüzel kişilik perdesinin kaldırılması” olarak da ifade edilen bu halde ya dikey olarak, torun ortaklık ile yavru ortaklık arasındaki perde kaldırılmaktadır. Bu bağlantı sayesinde ise ana ortaklık ile bağ kurulmakta ya da ters yönden veya yatay anlamda, (çapraz kaldırmada olduğu gibi) kardeş ortaklıkla veyahut da bir torun ortaklık ile diğer bir

 

ortaklığın yavru veya torun ortaklığı arasında tüzel kişilik perdesinin kaldırılması söz konusu olabilmektedir. Tüm bu tüzel kişiliklerin varsayımsal olarak kanunla tanınan kişiliklerinin ayrı ve bağımsız olduğu kuralarının istisnaen yok sayılarak tek bir tüzel kişiymişçesine malvarlıklarının bir kabul edilmesi şeklinde gerçekleşir.

  1. Sorumlu Kılma Şekline Göre:
  2. Aktif Sorumlu Kılma:

Tüzel kişinin borçlarından dolayı üyelerin aktif bir şekilde sorumlu kılınması halinde ortaklığın alacaklıları, haklarını üyelerin şahsi malvarlığı üzerinden tahsil edebilmek için kanun yollarına başvuru hakkına sahip olmaktadırlar.

  1. Takas-Mahsup Yoluyla Sorumlu Kılma:

Tüzel kişinin üyelerinden birine borçlu olan üçüncü kişi aynı zamanda tüzel kişiden alacaklı ise, üyenin alacağını talep etmesi karşısında, üçüncü kişi, kendisinin tüzel kişiden olan alacağının takas-mahsup edilmesini ileri sürebilir. Burada üyenin tüzel kişiliğin borcundan dolayı takas-mahsup yolu ile sorumlu kılınması söz konusudur. Böylece tüzel kişiliğin borcu üyesinin malvarlığının aktifinde yer alan alacak kalemlerinden karşılanmaktadır.

  • Konulan Haczin Geçerliliğini Sağlama Yolu ile Sorumlu Kılma:

Tüzel kişinin üyelerince alacaklıların takiplerinden korunmak maksadı ile tüzel kişiliğin malvarlığı üzerine üyelerinin lehine ayni ya da üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilen nitelikte şahsi haklar tesis edilebilir. Tüzel kişiliğin alacaklıları tarafından icra takibine geçildiğinde ise bu malvarlığı için, üzerinde üyelerinin lehine tesis edilen bu haklar nedeniyle üçüncü kişi olan alacaklının alacağının önüne geçildiğinden tahsili mümkün olamamaktadır.

Bu durumun tersi de söz konusu olabilir. Gerçek kişi alacaklılarından kurtulmak için üyesi olduğu tüzel kişilik lehine mal varlığı üzerinde ayni ya da etkisi üçüncü kişilere de sirayet eden şahsi hak tesis edebilir. Örneğin, tüzel kişinin borçlarından dolayı malvarlığı üzerine haciz konmuş ise ortaklığın tek ortağı konumunda olan kişi, haczedilen malın mülkiyetinin kendisine ait olduğu ve dolayısıyla tüzel kişinin borçlarından dolayı, bağımsız olan kendi malvarlığına dokunulamayacağı gerekçesi ile bu malvarlığı üzerinde istihkak iddiasında bulunabilir.

Bu takdirde tüzel kişinin alacaklısı, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ve bu yolla üyenin de sorumlu kılınması için aranan koşulların gerçekleştiğini ispat ederek, tüzel kişinin borçlarından dolayı üyenin malvarlığı üzerine konulan haczi hukuken mümkün kılabilir.

Uygulamada muvazaalı olarak, alacaklılardan mal kaçırma kastı ile gerçekte bulunmayan alacak-borç ilişkileri yaratılmakta ve icra dairelerinde genellikle mücerret kambiyo senetlerine dayanan takipler yapılmaktadır. Bu takipleri ise itiraz edilmemek sureti ile kesinleştirilerek, söz konusu takip dosyalarından borçlunun malvarlığı üzerinde hacizler uygulanmaktadır. Bu hacizler gerçek alacaklıların takibinden önceki dönemlerde gerçekleştirildiğinden tüm alacaklılardan önde yer almakta ve gerçek alacaklıların alacaklarını almasını önlemektedir. Aynı şekilde gerçekte mevcut olmayan bir alacak için ipotek tesisi halinde de alacaklılardan mal kaçırma amacı ile hareket edilmektedir.

İpotekli gayrimenkullerle ilgili olarak alacaklıdan bir başka mal kaçırma yöntemi ise borçlu ilk sıradaki ipoteğin bedelini güvendiği bir kişi aracılığı ile üçüncü kişi adına ama kendi (borçlu) hesabına ödetmesi ve sonrasında borçlu adına ödeyen saman adamın ipotek borcunu rücu edecekmişçesine ipotek alacaklısından devralarak birinci sıraya yerleşmesidir. Bunun sonucunda ise daha sonraki sıralarda yer alan ipotek ve haciz alacaklıları zarar görmektedir.

Bu gibi durumlarda tüzel kişi perdesinin kaldırılmalı; tüzel kişi ve üyenin mal varlığının ayrılığı ilkesi uygulanmamalıdır. Haczin veya ipoteğin tesisi ya da son durumda olduğu gibi alacağın ödenmesi anında alacaklı ve borçlu sıfatının birleşmiş olması nedeniyle borç sona erdiğinden sıra cetvelinde bu tür haciz ya da ipotekler dikkate alınmamalıdır.

  1. Yargı Kararlarında Teorinin Uygulanması ve Organik Bağ Kavramı
  2. Teorinin Uygulanması:

Türk yargı kararlarında perdenin kaldırılması teorisi uzun zaman açıkça yer almamıştır. Yargıtay teoriye yönelik sonuçlar doğuran kararlarında genellikle takip hukuku kurumları çerçevesinde geliştirmiş olduğu organik bağ kavramını kullanmaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ise bir kararında “batı hukuklarında yerini bulduğu üzere perdenin kaldırılması yöntemiyle gizlenen amaç ve eylem çıkartılıp sergilenerek sorumluluk belirlenmelidir.” demek sureti ile teorinin uygulanmasını açıkça kabul etmiştir.[6]

  1. Organik Bağ Kavramı:

Organik bağ ile tüzel kişiliğin perdesinin kaldırılması teorisindeki fark; “Perdenin kaldırılması teorisi çoğunlukla borçlu şirketin kendi ortaklarının sorumluluğuna gidilebilmesi için kullanılmaktadır.

  • Bir tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak diğer bir tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasına kural olarak gidilememekle birlikte bir holding ve holdingin hâkim olduğu grup şirketlerinin teorinin uygulanma koşulları mevcut ise perdenin kaldırılması ile sorumluluklarına gidilebilmektedir. Zira bu hallerde organik bağ kavramının kullanılmasına ihtiyaç duyulmamaktadır. Ancak bu gibi aynı gruba dahil kardeş ortaklıklarda tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak diğer şirketin de iktisadi bütünlüğü şartı aranırken, organik bağın varlığının kabulü halinde bu şart aranmamaktadır.
  • Perdenin kaldırılmasında borçlu şirketin ortaklarının ya da borçlu şirketle tüzel kişilik iktisadi bütünlük ilişkisi içinde bulunan şirketin mallarına ve hatta bu son şirketin ortaklarının mallarına da gidilebilir. Organik bağın varlığı halinde de borçlu şirketin yanında onunla organik bağı bulunan şirketlerin mal varlığı yanında, onunla organik bağı olan diğer bir şirketin malvarlığına gidilebilirken bu şirketin ortaklarının mal varlığına gidilemez.
  • Tüzel kişilik perdesinin uygulanmasında aranan iktisadi bütünlük şartının koşulları ağır olmasına rağmen Yargıtay organik bağın varlığının tespitinde aradığı koşullarda son derecede geniş bir çerçeveden yaklaşmaktadır. Bu nedenle organik bağın tespiti tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için aranan koşulların tespitinden daha kolay bir şekilde yapılabilmektedir.
  • Bir başka fark organik bağın tespiti için alacaklılardan mal kaçırma kastıyla hareket edilmiş olması yeterlidir. Perdenin kaldırılmasının sonucunda sadece borçlu şirketin borcundan hâkim ortağın sorumlu tutulması ya da ortağın borcundan şirketin sorumlu tutulması söz konusu olabilmekteyken, organik bağın kabul edildiği hallerde tasarrufun ya da diğer hukuki işlemlerin iptali, istihkak iddiası gibi farklı hukuki sonuçlara gidilebilmektedir.

Tüzel kişilik perdesini kaldırılması teorisinde olduğu gibi organik bağın temelinde de hakkın kötüye kullanılması yasağı ve dürüstlük kuralı bulunmaktadır. Yargıtay’ın alacaklıların zarar görmemesi için tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi yerine çoğunlukla takip hukukunun yazılı kurallarına göre sorunları çözme yolunu tercih ettiği gözlemlenmektedir.

Yargıtay tarafından kabul edilen organik bağ kriterine göre organik bağın varlığı için ayrı tüzel kişilikler arasında belirli bir ticari ve iktisadi bağımlılığın, kader birlikteliğinin veya birlikte hareket olgusunun ya da başka bir özdeşliğin bulunması gerekmemektedir.

  1. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun Getirdiği Değişikler Açısından Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması:
  2. Tek Kişilik Ticaret Şirketi Kurulabilmesi Açısından:

6102 sayılı kanunun getirdiği en büyük değişikliklerden biri ticaret şirketlerinin tek kişi ile de kurulabileceğine ilişkin olmaktadır.[7] Dolayısı ile tek kişi ile kurulan ticaret şirketlerinde, tüzel kişiliğin malvarlığı ile şirket kurucusunun malvarlığının birbirine karışması ihtimali çekince oluşturmaktadır. Bu noktada yeni kanunu sermayenin korunması noktasındaki yaklaşımı ve tüzel kişilik perdesinin kaldırılması konusu hukuk uygulamasında daha önemli hale getirecektir.

Tek kişi Anonim Ortaklığının ortaya çıkma nedenlerinden birisi de tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisidir. Ortaklık tüzel kişiliğinin, bunun tek pay sahibi tarafından kötüye kullanılmasının önüne geçilmesi amacıyla ortaya atılan ve uygulanan bu teori sayesinde tek iradeye tek malvarlığı bağlanabileceğini benimseyen görüşler ağırlığını yitirmiştir. Çünkü artık paysahibinin mutlak sınırsız sorumluluğu yerine hukuken verilen imkânı kötüye kullanması halinde bu yola gidilecek ve meşru menfaatlerle iki ayrı malvarlığını yönetmek mümkün olacaktır.

  1. Tüzel kişilerin de yönetim kurulu üyesi olabilmesi açısından:

Mevcut yapı sadece gerçek kişi pay sahiplerinin veya tüzel kişi ortağı temsilen ortak olmayan kimselerin Yönetim Kurulu üyesi olmasına izin veriyordu. Yeni düzenleme ile tüzel kişilere Yönetim Kurulu üyesi olma yolu açılmıştır. [8] Buna göre; tüzel kişiler Yönetim Kurulu üyesi olarak seçilebilecek ve belirleyecekleri bir temsilci ile şirketin Yönetim Kurulunda söz sahibi olabileceklerdir. Bu temsilcinin Yönetim Kurulunda söz sahibi olabilmesi ve Yönetim Kurulunda oy kullanabilmesi için öncelikli olarak ticaret sicilinde tescil ve ilanı ve ilgili tüzel kişinin internet sitesinde keyfiyeti yayınlanması şart koşulmuştur. Hükmün getirilme nedeni dikkate alındığında; mevcut yapıda böyle bir düzenlemenin olmadığı, büyük şirketlerin temsilcileri arkasına gizlenerek Yönetim Kurullarında kararlar aldığı ve bu kararların verilmesinin hukuk güvenliğini zedelediği söylenebilir. Bu anlamda yeni TTK’ nın tüzel kişilik perdesinin aralanması konusunda somut bir düzenleme getirdiğinden bahsedilebilir.

  1. Kanunun 195. ve devamı maddelerinde “Şirket Topluluklarının düzenlenmiş olması açısından:

Şirketler topluluğu müessesesinin düzenlenme amacı Yeni TTK”nın tüm maddelerinde hissedilen şeffaflık ve hesap verilebilirlik ilkelerinin bir gereğidir. Zira uygulamada mevcut olan grup şirket yapısı bakımından hukuki anlamda bir boşluk bulunmakta, hakim şirket ve bağlı şirket arasında yapılan her türlü işlemin iç içe geçmesi nedeniyle şirketler gerçek iktisadi varlıklarını saklamaktadırlar. Yeni TTK” nın bu anlamda tüzel kişilik perdesini kaldırdığını ve sorumluluk bahsi açısından önemli bir düzenleme getirdiğini söyleyebiliriz.[9] Mevcut sistemde hakim şirketler hissedar oldukları yavru şirketler üzerinden yaptıkları işlemler nedeniyle bilançolarında gerçek durumları yansıtmayan bir görünüm yaratabilmektedir. Getirilen bu düzenleme ile söz konusu durumdan en çok etkilenen bağlı şirket yöneticilerinin korunması sağlanmakta ve şirketlerin sorumluluk sınırları belirlenmektedir. Ayrıca şirketler topluluğu içinde yer alan her şirket için kayıp ve kazançların açıkça görülmesi sağlanacaktır. Bu nedenle söz konusu yapının düzenlenmesi önemli bir ihtiyaca cevap verecek, Yeni TTK’ nın yürürlüğe girmesi sonrasında şirketlerin sermayelerini sulandırmaları büyük ölçüde önlenecektir.

  1. KONUYLA İLGİLİ YARGITAY KARARLARI:
  2. 19 HD., 2005/ 8774 E. 2006/5232 K. 15.05.2006 T.

İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi bir kararında perdenin kaldırılması teorisini tüm esasları ile uygulamış ve Yargıtay’da bu kararı “tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak davalıların sorumlu tutulmasında bir isabetsizlik bulunmamasına” gerekçesi ile onamış bulunmakla teorinin uygulanmasını açıkça kabul etmiştir.[10]

“İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 17.02.2005 T. , 2002/843 E,2005/61 K sayılı kararında “…her iki şirket ticaret sicil kayıtlarının incelenmesinde, hukuki açıdan farklı tüzel kişilik olsalar bile sözleşme tarihleri itibarı iie/ temsil ve Uzama yetkili kişinin aynı olupf ortaklarının da aynı şahıslardan müteşekkil olduğu sabit olmakla, bilahare davaya cevap vermeyen …Ltd. Şti’nin ortaklarının hisselerinin üçüncü şahıslara devredildiği anlaşılmaktadır. Hülasa taraflar (faturadaki) satış sözleşmesinin yapıldığı tarihteki iki şirketin ortak ve yöneticileri aynı şahıslardır.                                                                         Faturaların kesilmesi

tarihinden bir iki ay sonra Ege Ltd. Şti. ‘nin hisseleri devredilmiştir. Bu durum her iki şirket arasındaki iktisadi özdeşliği ortadan kaldırmamakla bilahare yapılan hisse devirlerinin borçtan kurtulmaya matuf muvazaa! devirler olduğu izlenimini vermektedir. Dolayısı ile hukuki açıdan farklı tüzel kişiler olsa daf iktisadi açıdan bir özdeşlik bulunduğu kabul edilmiş gibi görünmektedir. Teoride ve MK’ nun 2. maddesindeki bir hakkın kötüye kullanılmayacağı ilkesi ışığında durum bu şekilde değerlendirilmektedir. Mahkememizce de ikinci ihtima, yani hukuki açıdan farklı tüzel kişiler olsa da ‘perdeyi kaldırma teorisi’ çerçevesinde her iki davalı şirket arasında kardeş şirket olma ilişkisinden kaynaklanan özdeşlik mevcuttur. Davah …. A.Ş.’nin tek savunması ayrı tüzel kişilik olduklarını borcun tamamından diğer davalının sorumlu olduğu yönündedir. Bu savunma MK’ nun

  1. maddesi kapsamında hakkın kötüye kullanılmasıdır. Zira yukarıda açıklandığı gibi davacı yurtdışı firması He söz geçen sözleşmeyi akdeden,      ma! teslim alanı bir konteynırlık akreditifi çıkaran her iki şirketin ortak ve temsilcisidir. Bu tarihte her iki şirket ortakları, aynı davalıların sorumlu tutulmasında bir isabetsizlik bulunmamasına” gerekçesi ile onamış bulunmakla teorinin uygulanmasını açıkça kabul etmiştir.”

“…tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak davalıların sorumlu tutulmasında bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacı ve davalı Egekim Gıda A.Ş. vekilininin temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA” Y. 19 HD., 12.05.2006 T., 2005/ 8774 E. 2006/5232 K. )

  1. 23 HD. , 2012/3083 E., 2012/4296 K. , 19.06.2012 T.

“…Davacı, sigortasını yatıran şirket ile davalı şirketin tek bir iş ve üretim organizasyonu altında faaliyet yürüttüğü, tek yönetim kadrosunun bulunduğu, iki ayrı tüzel kişilik varmış gibi görüntü oluşturulmasına rağmen gerçekte her iki şirketin de aynı olduğu, sigorta kayıtlarına göre çalışanı olarak göründüğü şirketin tabela şirketi olduğu iddiasında bulunduğu halde mahkemece bu konuda araştırma yapılmamıştır. Tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin amacı, tüzel kişiliğin ayrılığı ilkesinin kötüye kullanılarak hukuki sorumluluktan kaçınmayı önlemek, hakkaniyeti sağlamaktır. Perdeyi aralamak teorisiyle tüzel kişiliğin ayrılığı ilkesinin kötüye kullanıldığı durumlarda farklı tüzel kişilik savunması kabul edilmeyerek perdenin arkasındaki kişi sorumlu tutulabilmektedir. Perdeyi aralama teorisiyle birlikte tüzel kişinin borcundan üyelerin, üyelerin borcundan tüzel kişinin ya da ana ortaklıkla yavru ortakların özdeş kılınarak sorumlu tutulmasına olanak sağlanmaktadır. Davacının tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak alacağının masaya kaydını istemesine rağmen mahkemece, bu konuda araştırma yapılmaksızın davanın reddine karar verilmesi isabetli değildir.”

  1. 9 HD. , 2011/30349 E. , 2011/19150 K., 27.06.2011 T.

“. Holding anonim ortaklıklarla holdinge bağlı olduğu ileri sürülen ve davacı işçilerin doğrudan hizmet verdiği şirketler arasındaki ilişkinin, holdinglerin şirketler üzerinde etkisinin ne şekilde olduğunun tespit edilmesi gerektiği, Holdinglerin hukuki sorumlulukları “tüzel kişilik perdesinin kaldırılması” ve   “organik bağ”

kavramları ışığında ele alınmadan eksik inceleme sonucu karar verilmesinin hatalı olduğu”gerekçesiyle BOZULMASINA karar verilmiştir.”

  1. 15. HD. E. 2000/5126 K. 2001/399 T. 23.1.2001

“Somut olayda, davalı borçlu G. Gıda A.Ş.’nin acz halinde olduğu hususu dosyada mevcut aciz belgesi ile sabittir. Bu şirketin büyük ortağı ve temsilcisi olan Abidin’in dava konusu tarlayı eşi Şerife, kayınpederi Talip ve kayınvalidesi Melek ile baldızlarının ortağı olduğu diğer davalı üçüncü şirket L. Gıda A.Ş. ye sattığı hususu da, dosyadaki nüfus kaydı, belgeler ve ticaret sicili kaydı ile anlaşılmaktadır. Her ne kadar davalılar tüzel kişi olup, tüzel kişiler arasında da akrabalık ilişkisi olmaz ise de, az yukarda anlatılan nedenlerle iki tüzel kişi arasında organik bağ bulunduğundan, davalı L. Gıda A.Ş.’nin iyiniyetli olmadığı ve borçlu şirketin durumunu bildiği, dolayısıyla bu tasarrufun İİK. ’nın 280. maddesi uyarıca batıl olup, iptale tabi olduğu aşikardır.”

“…Dava konusu 3314 ve 10793 parsel sayılı taşınmazlar 31.1.1997’de borçlu tarafından Ufuk Erdem’e, 12.2.1998’de ise Ufuk tarafından (adı sonradan Arı Otomotiv A.Ş. olarak değiştirilen) Tem Otomotiv A.Ş.ye satılmıştır. Taşınmazların üzerinde bulunan ipotekler de dikkate alındığında satış bedelleri arasında fahiş bir farkın bulunmadığı görülmektedir. Nevar ki; dosyada mevcut bilgi ve belgelerden Tem Otomotiv A.Ş.ye satışı gerçekleştiren Ağyar Çetinkaya’nın avukat olup, 27.6.1996 tarihinde borçlu Lütfü Penbecioğlu’nun vekili olduğu ve ayrıca Tem Otomotiv A.Ş.nin kurucu ortakları arasında yer aldığı (İstanbul Ticaret Sicili Memurluğu’nun dosyasından) anlaşılmaktadır. Bu şirket Ufuk Erdem’e yapılan satıştan sonra kurulmuştur. İptali istenen taşınmazlar da turistik eşya satış ve teşhir salonu (ticari işletme) bulunduğu gibi, dava dışı Pemeks Tekstil Dış Ticaret A.Ş.lehine tapuya şerh verilmiş olarak 10 yıl süreli kira akdinin mevcut olduğu da tapı kayıtlarıyla sabittir. Lehine kira şerhi düşülen Pemeks Tekstil Dış Tic.A.Ş.nin ortakları       arasında da         Ferda        Akman               isimli            şahıs   yer        almakta        olup,             Ferda’nın            borçlu Lütfü’nün kızı olduğu da iddia edilmektedir. Bu haliyle Tem Otomotiv A.Ş. ile borçlu arasındaki yakın ilişkiler (organik bağ) nedeniyle borçlunun mal kaçırma amacıyla hareket ettiği, iyiniyetli olmadığı ve 3.şahsın da bu durumu bilmesi gerektiği anlaşıldığından esasen üzerinde 10 yıllık kira şerhi bulunan bir işyerinin devir alınması hayatın olağan akışına da uygun düşmediğinden İİK.nun 280/I ve II.maddeleri uyarınca yapılan tasarrufun batıl sayılması zorunludur.”

  1. 15. HD., E. 1996/4034, K. 1996/4502, T. 18.9.1996

“…Dosya kapsamından borçlu şirket ve şahıslar ile üçüncü kişi şirketin aralarında organik bağ olduğu kurucularının kısmen aynı kişilerden oluştuğu ve şirketlerin arasında devir münasebeti bulunduğu anlaşılmaktadır. Öte

yandan 2137 ve 2139 sayılı icra takip dosyalarından 7.9.1995 tarihinde feragat edildiği ve böylece üçüncü kişinin hacizleri kabul ettiği görüldüğü gibi yine dosyada mevcut belgelerden davacı banka tarafından, borçlulara kullandırılan kredi borçlarının ödendiğinin bildirildiği anlaşılmaktadır.Bu durumda merci hakimliğince yapılacak iş; öncelikle borcun tamamen ödenip ödenmediğinin belirlenmesi, ödenmiş ise davanın konusu kalmayacağından buna göre dosyanın sonuçlandırılması, aksi takdirde yukarıda belirtildiği üzere 2137 ve 2139 sayılı takiplerle ilgili olarak istihkak iddiasından vazgeçildiğinden bu dosyalar ile ilgili olarak davanın konusu kalmadığından bu yönden davanın sonuçlandırılması, diğer iki takip hakkında ise yukarıda da açıklandığı üzere şirketler arasındaki devir ve ortakların aynı kişilerden olması ve organik bağ gözetilerek istihkak iddiasının muvazaalı olduğu kabul edilip alacaklının açtığı davanın kabulüne karar verilmesinden ibarettir. Bunun aksine delillerin takdirinde hataya düşülerek davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.”

  1. 21. HD., E. 2000/7380, K. 2000/7911, T. 13.11.2000

“…Davacı şirket borçlunun soyadını ticari ünvanı yapmıştır. İcra dosyasındaki6.3.2000

tarihli haciz tutanağına geçirilen alacaklı vekilinin itirazında borçlunun davacı şirketin sahibi ve yönetim kurulu üyesi olduğu ileri sürülmüş istihkak davası için davacı vekiline vekalet veren Mehmet Ödel’in borçlu ile aynı soyadı taşıdığı ve yönetim kurulu Başkan vekili olduğu vekaletname içeriği ile anlaşılmaktadır.Hal böyle olunca borçlunun davacı şirketin ortağı ve temsilcisi olup olmadığının kısaca organik bağ bulunup bulunmadığını tesbiti için davacı şirketin ilk kuruluşundan bu yana ortakları ve yönetim kurulu üyelerini ve paylarını gösterir sicil kayıtlarının ilgili Ticaret Odasından getirtilerek borçlunun mal kaçırmak amacıyla haciz konusu mallar muvaazalı olarak kurucusu olduğu şirketin malları gibi göstermek gayreti içinde olup olmadığının değerlendirilmesi (15 HD. 26.3.1991 T 13.11.20001019-1489) gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde sonuca varılması bozmayı gerektirir.”

  1. 15. HD., E. 1994/1363, K. 1994/1798, T. 24.3.1994

“…Davalı borçlu Tahsin Dikerin davacı Diker A.Ş.nin temsilci ortağı olduğu dosyadaki vekaletnameden anlaşılmaktadır. Davacı ile davalı borçlu arasında organik bağ bulunduğu ve böylece devrin muvazaalı olduğu anlaşıldığı gibi ayrıca dosya içindeki Kırklareli Emniyet Müdürlüğünün 19.8.1991 günlü ve 1399 sayılı yazılarına göre, dava konusu 39 DK 647, 39 DK 659 ve 39 DY587 plaka sayılı araçların teşvik belgesiyle ithal edilen araçlardan olup devir işlemleri yapılmadan önce 5 yıllık süre geçmiş olsa bile Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatından alınacak, “ahara devir, temlik ve satışında sakınca yoktur” resmi yazısı gerektiği, araçların dosyalarında, teşvik belgesi bulunan bu araçların Diker Nakliyat Sanayi ve Ticaret A.Ş.ye devirlerinin yapılmadığı bildirildiğinden ve halen bu araçların borçlu adına trafikte kayıtlı olduğu anlaşıldığından, davacının bu 3 araç için açtığı istihkak davasının reddine karar verilmesi gerekirken, kabulü yolunda hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.”

  1. 15. HD., E. 1994/3790, K. 1994/4911, T. 14.9.1994

“.Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere ve özellikle dosya arasında bulunan ticaret sicil kayıtları, vergi levhası, imza sirkülerine göre, davacı şirket ile borçlu şirketin ve dava dışı Gediz Turizm İşletmeleri AŞ.nin yöneticilerinin aynı kişiler olduğu ve her üç şirketin de işyerlerinin aynı yerde bulunduğu ve böylece aralarında organik bağ bulunduğu anlaşılmaktadır. .Yukarıda açıklanan nedenlerle mülkiyet karinesinin aksini kanıtlar nitelikte olmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulü yönünde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.”

  1. 15. HD., E. 1996/6947, K. 1997/63, T. 13.1.1997

“…Davacı üçüncü kişi, O…İlaçları A.Ş. ünvanlı şirket iken, bu şirketin 1990 yılında Ünvan değiştirdiği ve eski ünvanının M… İlaç A.Ş. olduğunda uyuşmazlık yoktur. Hakkında icra takibi yapılan şirketin ünvanı ise yine M…İlaç A.Ş. olup davacı şirketin eski ünvanı ile çakışmaktadır. Fiilen aynı ünvanlı şirketlerin ticaret siciline de tescili mümmün görülmemektedir. Davacı eski ünvalı şirketin borçlu şirketle ilgisi olmadığını ispat etmek durumundadır. Bu nedenle merci hakimliğince dosyada mevcut borçlu hakkında yapılan takibe dayanak faturalardaki vergi sicil numaralarının ve davacının gerek eksik ve gerekse yeni ünvanındaki vergi numaralarının ilgili vergi dairelerinden sorularak ve sicil numaraları almak için müracaat eden yetkililerin kimler olduğu tespit edilip buna göre şirketlerin sicil dosyaları celp edilerek borçlu ile davacı şirketin aynı şirket olup olmadığı ya da kurucuları arasında organik bağ bulunup bulunmadığı araştırılarak sonucuna göre organik bağ varsa davanın reddine karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile davanın kabul edilmesi doğru görülmemiş kararın bozulması gerekmiştir.”

  1. 15. HD., E. 1994/6177, K. 1994/7611, T. 19.12.1994

“…arasındaki uyuşmazlık İİK. 96 vd. maddeler gereğince açılan istihkak davasına ilişkindir. Davalı alacaklı tarafından borçlu aleyhine yapılan icra takibi sırasında

  • tarihinde borçlunun adresinde haciz yapılmış, 25.5.1992 tarihli muhafaza tutanağı yapıldığı sırada borçlunun babası davalı Hasan Selvi’nin 200.000.000 TL. için borca kefil olduğu, 31.8.1992 tarihinde mahcuz mallar yeniden muhafaza altına alınmak için gidildiğinde, davalı Hasan Selvi tarafından mahcuzların satılıp parasının alacaklıya verildiği ve bu yerin artık başka bir şirkete ait olduğunun ifade edildiği, 24.9.1992 tarihinde adı geçen yere tekrar gelinerek Tuncer Doğan isimli kişinin huzurunda yeniden haciz ve muhafaza yapıldığı anlaşılmıştır.10.8.1992 tarihinde kurulduğu anlaşılan 3. kişi durumundaki Kent Hah Möble ve Dayanıklı Tüketim Malları Tic. Ltd. Şti.nin ortaklarından birisinin, borçlunun eski işçisi Tuncer Doğan, birisinin de davalı borçlu ve kefille aynı soyadı taşıyan Eyyüp Selvi olduğu borçlu hakkında bu şirketin kuruluşundan çok sonra
  • tarihinde borçlu bir takipten ötürü borçlu adına çıkarılan ödeme emrinin, Tuncer Doğan tarafından “birlikte çalışan işçi” sıfatıyla alındığı saptanmıştır.Davacı şirket ile borçlu verdiği çeklerde “Kent Hah” ünvanın kullanmışlardır. Tüm bu hususlar borçlu ile davacı 3 şirketin organik bağ içerisinde olduğunu ve davacı şirketin paravan şirket olarak kurulduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu durumda mahcuzlar davalı borçluya ait olduğunun kabulüyle istihkak davasının reddine karar verilmesi gerekirken davanın kabulü yolunda hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.”
  1. 21. HD., E. 2005/1732, K. 2005/7054, T. 30.6.2005

“…Borçlu Ahmet Kapçık,    Davacı Kapçık  Tur. Sey.  İth. İhr.  Taş.  İnş.  San. ve   Tic. Ltd.

Şti. ’nin %75 oranında pay sahibi ve şirketi temsil ve ilzama yetkili şirket müdürü olup, böylece davacı şirket ile borçlu arasında organik bağ bulunduğu açıktır. Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 30.6.2005 gününde oy birliği ile karar verildi.”

  1. YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ T. 14.6.2004 E. 2003/7031 K. 2004/7242

“…Mahkemece, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinde davalı E… A.Ş. yetkilileri hakkında düzenlenen iddianame ve bir kısım sanık savunmaları, BDDK raporu He E… A.Ş’nin banka personeline “Off-Shore” hesaplar hakkında seminer vermesi gibi olgulardan hareketle işlemi yapan E… AŞ. ile dava dışı KKTC’deki “Off-Shore” şirketi arasında bir kısım yöneticilerin de aynı kişiler olmasını da gösterdiği üzere organik bağ bulunduğu ve birbirlerinin uzantısı durumunda oldukları, bankanın bu işleme “Off-Shore” hesabı ile mevduat hesapları ile aynı güvenceye sahip olduğu görüntüsü yaratıldığından davanın kabulüne karar verilmiş ise de, verilen talimatlar gereğince para yatırma tarihlerinden itibaren, işlemin anılan “Off-Shore” şirketi muhatap alınarak gerçekleştiğinin bilindiğinin gerek bu talimatlar ve gerekse hesap cüzdanları içeriği nedeniyle kuşkusuz bulunduğundan davalının bu işlemlerde aracı olduğuna ilişkin savunmasının aksine davacıdan alınan paranın davalı E… A.Ş. bünyesinde tutularak kullanıldığı şeklindeki mahkeme kabulü ile “Off-Shore” şirketi adına yatırılan paranın davalı bankanın kredi alacağından mahsubu doğru görülmemiştir.”

  1. YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ T. 25.11.2002 E. 2002/7086 K. 2002/22210
  • Davacının 3.7.1987 – Mart 1996 tarihleri arasında çalıştığı anlaşılan S…. Bobin AŞ.nin İzmirdeki işyerinde geçen çalışmalarının davak A. Beşikçioğlu Dış Ticaret AŞ.de 1.4.1996
  • 3.1999 tarihleri arasında geçen hizmetleri ile iki şirket arasında organik bağ olduğu gerekçesi ile birleştirilerek tüm hizmet süresi nazara alınarak hesaplanıp kıdem tazminatı hüküm altına alınmışsa da her iki şirket sermaye şirketi olup Anonim Şirket mahiyetindedir. İki şirketin bir holding bünyesinde olduğu da iddia edilmemiştir. Bu sebeple Organik bağın varlığı gerekçesi ile açıklandığı şekilde sonuca gitmek mümkün değildir. Mahkemece davacının önce çalıştığı S…. Bobin AŞ’den davak A. Beşikçioğlu Dış Ticaret AŞ.ne hizmet devrinin yapılıp yapılmadığının araştırılmalı, hizmet devri sözkonusu ise şimdiki gibi karar verilmeli hizmet devri sözkonusu değilse kıdem tazminatı hesabında yalnız davalı AŞ.işyerinde geçen hizmetler nazara alınarak sonuca gidilmelidir.
  1. 15. HD., E. 2002/6026, K. 2002/6188, T. 26.12.2002

“Lehine kira şerhi düşülen Pemeks Tekstil Dış Tic.A.Ş.nin ortakları arasında da Ferda Akman isimli şahıs     yer                              almakta       olup,  Ferda’nın   borçlu  Lütfü’nün   kızı  olduğu  da iddia

edilmektedir. Bu haliyle Tem Otomotiv A.Ş. ile borçlu arasındaki yakın ilişkiler (organik bağ) nedeniyle borçlunun mal kaçırma amacıyla hareket ettiği, iyiniyetli olmadığı ve 3.şahsın da bu durumu bilmesi gerektiği anlaşıldığından esasen üzerinde 10 yıllık kira şerhi bulunan bir işyerinin devir alınması hayatın olağan akışına da uygun düşmediğinden İİK.nun 280/I ve II.maddeleri uyarınca yapılan tasarrufun batıl sayılması zorunludur.”

Somut olayda, davalı borçlu G. Gıda A.Ş.’nin acz halinde olduğu hususu dosyada mevcut aciz belgesi ile sabittir. Bu şirketin büyük ortağı ve temsilcisi olan Abidin’in dava konusu tarlayı eşi Şerife, kayınpederi Talip ve kayınvalidesi Melek ile baldızlarının ortağı olduğu diğer davalı üçüncü şirket L. Gıda A.Ş. ‘ye sattığı hususu da, dosyadaki nüfus kaydı, belgeler ve ticaret sicili kaydı ile anlaşılmaktadır. Her ne kadar davalılar tüzel kişi olup, tüzel kişiler arasında da akrabalık ilişkisi olmaz ise de, az yukarda anlatılan nedenlerle iki tüzel kişi arasında organik bağ bulunduğundan, davalı L. Gıda A.Ş. ’nin iyiniyetli olmadığı ve borçlu şirketin durumunu bildiği, dolayısıyla bu tasarrufun İİK. ‘nın 280. maddesi uyarıca batıl olup, iptale tabi olduğu aşikardır.

  • SONUÇ

Türk Medeni Kanunu’nun 47/1. maddesinde tüzel kişiler, kendilerini oluşturan kişi veya mal topluluklarından bağımsız ve ayrı kişilikler olarak tanımlanmıştır. Tüzel kişiler hak ve fiil ehliyetine sahip olduklarından, kendilerini oluşturan kişilerden bağımsız olarak hukuki işlemelere taraf olurlar. Tüzel kişilik müessesesi, yasalarda öngörülmüş bazı istisnalar dışında, o tüzel kişiliği oluşturan kişilere de “sınırlı sorumluluk ilkesi” veya “sınırlı sorumluluk kalkanı” sayesinde bir koruma sağlamaktadır.

Ancak uygulamada, sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü yükümlülükler ile borçlardan ve sorumluluklardan kurtulmak için tüzel kişiliğin bir araç olarak kötüye kullanıldığı, bir başka anlatımla hukuk normlarının amaçları dışında kullanıldığı, kişilerin tüzel kişilik perdesinin arkasına sığındığı görülmektedir.

Kötü niyetin hukuken korunması mümkün olmadığından, tüzel kişiliğe sağlanan korumanın kötüye kullanılmasını engellemek amacıyla “tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi” geliştirilmiştir. Tüzel kişiler açısından ana sınırlı sorumluluk olmakla birlikte, tüzel kişilik kurumunun kötüye kullanılması halinde ve istisnaen tüzel kişinin kendisinin göz ardı edilerek üyelerinin dikkate alınması söz konusu olabilmektedir.

Tüzel kişilik perdesi esasen iki amaçla aralanmaktadır. Ya şirket tüzel kişiliğinin taraf olduğu bir hukuki ilişkinin kapsamına şirket ortakları da dâhil edilmek istenmektedir. Ya da şirketin sorumlu olduğu bir borç veya yükümlülükten şirket ortaklarının da sorumlu olmaları istenmektedir.

Temelini Medeni Kanun m. 2 de düzenlenmiş olan dürüstlük kuralından alan bu teori ile uygulamada şirketlerin tüzel kişiliğin perdesine sığınarak alacaklılarına borçlarını ödemelerinden kaçınmalarına engel olunmaktadır. Eski Ticaret Kanununun bazı hükümleri yeni Ticaret Kanununda olmamakla birlikte 6102 sayılı kanunun tüzel kişilik

 

perdesinin aralanmasına ilişkin somut düzenlemeler getirdiği söylenebilmektedir.

Yukarda da açıklandığı üzere söz konusu teoriye her durumda başvurulamamakta, belirli koşulların varlığı halinde bu teori gündeme gelebilmektedir. Ancak Yargıtay içtihadına bakıldığında Yargıtay’ın tüzel kişilik perdesinin aralanması koşullarının oluşmadığı durumlarda, “organik bağ” kavramından yararlanarak kötüye kullanmanın önüne geçmeye çalıştığı görülmektedir.

Bütün bu bilgiler ışığında, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanun ile getirilen değişiklikler göz önüne alındığında tüzel kişiliğe tanınan hakların kötüye kullanılması riskinin artmasına karşın; aynı kanunun ilgili maddelerinde bu teorinin uygulanmasını hedefleyen somut düzenlemeler de yapılmıştır. Tüzel kişilere hukuken tanınan imtiyazlar karşısında alacaklıların zor durumda kalması hukukun amacıyla bağdaşmayacağından teorinin uygulama alanının genişletilmesi gerektiği kanaatindeyiz.

(6) edilecek paylara ödenebilecek bedelin alt ve üst sınırı gösterilir. Her izin talebinde yönetim kurulu kanuni şartların gerçekleştiğini belirtir.

(3) Birinci ve ikinci fıkralardaki şartlara ek olarak, iktisap edilecek payların bedelleri düşüldükten sonra, kalan şirket net aktifi, en az esas veya çıkarılmış sermaye ile kanun ve esas sözleşme uyarınca dağıtılmasına izin verilmeyen yedek akçelerin toplamı kadar olmalıdır.

(4) Yukarıdaki hükümler uyarınca, sadece, bedellerinin tümü ödenmiş bulunan paylar iktisap edilebilir.

(5) Yukarıdaki fıkralarda yer alan hükümler, ana şirketin paylarının yavru şirket tarafından iktisabı hâlinde de uygulanır. Pay senetleri borsada işlem gören şirketler hakkında, Sermaye Piyasası Kurulu şeffaflık ilkeleri ile fiyata ilişkin kurallar yönünden gerekli düzenlemeleri yapar.

4Tekinalp, Pay Senetleri, s. 417-420

  • Yanlı, Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması, s. 37, Ulusoy, s. 352.

[1] Tüzek Kişilik Perdesinin Kaldırılması veya Aralanması, http://husevinust.com/konu-tuzel-kisilik- perdesinin-aralanmasi-veva-kaldirilmasi.html

[2] MADDE 236-(1) Ortaklar, şirketin borç ve taahhütlerinden dolayı müteselsilen ve bütün malvarlığı ile sorumludur.

  • Şirkete yeni giren kişi, girme tarihinden evvel doğmuş olsa bile, şirketin borçlarından ve taahhütlerinden diğer ortaklarla birlikte müteselsilin ve bütün malvarlığı ile sorumludur.
  • Birinci ve ikinci fıkralara aykırı olarak sözleşmeye konan şartlar, üçüncü kişiler hakkında geçerli olmaz. MADDE 237- (1) Şirketin borç ve taahhütlerinden dolayı birinci derecede şirket sorumludur. Ancak, şirkete karşı yapılan icra takibi semeresiz kalmış veya şirket herhangi bir sebeple sona ermiş ise, yalnız ortak veya ortakla birlikte şirket aleyhine dava açılabilir ve takip yapılabilir.

(2) Yukarıdaki hükümler, ortakların kişisel mallarına ihtiyati haciz koymaya mani değildir. Bu fıkra hükmünce konulmuş bulunan ihtiyati hacizler hakkında İcra ve İflas Kanununun 264 üncü maddesinin birinci fıkrasında öngörülen süre, birinci fıkranın ikinci cümlesi hükmünce ortağa karşı dava veya takibe başlama yetkisinin doğduğu tarihten itibaren işlemeye başlar. Bununla beraber, ihtiyati haciz tutanağının tebliğinden itibaren kanuni süre içinde şirkete karşı takibe veya davaya başlanmadığı takdirde ihtiyati haciz düşer.

[3] MADDE 379- (1) Bir şirket kendi paylarını, esas veya çıkarılmış sermayesinin onda birini aşan veya bir işlem sonunda aşacak olan miktarda, ivazlı olarak iktisap ve rehin olarak kabul edemez. Bu hüküm, bir üçüncü kişinin kendi adına, ancak şirket hesabına iktisap ya da rehin olarak kabul ettiği paylar için de geçerlidir.

(2) Payların birinci fıkra hükmüne göre iktisap veya rehin olarak kabul edilebilmesi için, genel kurulun yönetim kurulunu yetkilendirmesi şarttır. En çok beş yıl için geçerli olacak bu yetkide, iktisap veya rehin olarak kabul edilecek payların itibarî değer sayıları belirtilerek toplam itibarî değerleriyle söz konusu

[6] HGK. 22.09.2004, 2004/4-360 E., 2004/431.

[7] MADDE 573- (1) Limited şirket, bir veya daha çok gerçek veya tüzel kişi tarafından bir ticaret unvanı altında kurulur; esas sermayesi belirli olup, bu sermaye esas sermaye paylarının toplamından oluşur. MADDE 338- (1) Anonim şirketin kurulabilmesi için pay sahibi olan bir veya daha fazla kurucunun varlığı şarttır.

[8] MADDE 359-(2) Bir tüzel kişi yönetim kuruluna üye seçildiği takdirde, tüzel kişiyle birlikte, tüzel kişi adına, tüzel kişi tarafından

belirlenen, sadece bir gerçek kişi de tescil ve ilan olunur; ayrıca, tescil ve ilanın yapılmış olduğu, şirketin internet sitesinde hemen açıklanır. Tüzel kişi adına sadece, bu tescil edilmiş kişi toplantılara katılıp oy kullanabilir.

9http://www.aso.org.tr/kurumsal/media/kavnak/TUR/vavinlarimiz/100 Soruda Yeni Turk Ticaret Kanunu-VERSIYON3.pdf

[10] Ayşegül Özkurt, Bankacılık Hukukunda ‘tüzel kişilik perdesinin kaldırılması’, İstanbul, 2010, s. 66